Davutoğlu: Hakaret etmedim; hesap sordum, aşağılamadım; eleştirdim
Eski başbakan Ahmet Davutoğlu, hakkında yürütülen soruşturma kapsamında verdiği ifadede, soruşturmanın siyasi saiklerle başlatıldığını savundu.
Eski başbakan Ahmet Davutoğlu, hakkında yürütülen soruşturma kapsamında verdiği ifadede, soruşturmanın siyasi saiklerle başlatıldığını savundu.
Eski başbakan Ahmet Davutoğlu, hakkında yürütülen soruşturma kapsamında verdiği ifadede, soruşturmanın siyasi saiklerle başlatıldığını savundu.
Davutoğlu, ifade vermeyi kabul etmesinin amacının yalnızca kendisini savunmak olmadığını belirterek hukuk devleti, adalet, kamu malı, demokrasi ve ifade özgürlüğünü savunduğunu söyledi.
Davutoğlu, “Bugün burada bulunmamın ve ifade vermeyi kabul etmemin sebebi, klasik anlamda bir savunma yapmak değildir. Hukuk devletine olan inancımı teyit etmek, adaletin bir gün herkese lazım olacağını hatırlatmak ve yalnızca şahsımı değil, adaleti, kamu malını, demokrasiyi ve ifade özgürlüğünü savunmak için buradayım” dedi.
Soruşturmanın hukuki gerekçelerle değil, siyasi saiklerle başlatıldığını ve cezalandırmadan çok itibarsızlaştırmayı amaçladığını savunan Davutoğlu, soruşturmanın açıldığını medyadan öğrendiğini, ifade vereceği tarihin de daha sonra basına sızdırıldığını söyledi.
Davutoğlu, bunun yargı bağımsızlığının içinde bulunduğu durumu gösterdiğini belirterek, soruşturmayı öğrendiğinde müdafiinin savcılıkla temasa geçtiğini ifade etti.
Oğlu için 12 Eylül’de düzenlenecek düğün nedeniyle 14 Eylül’de Ankara’ya gelerek ifade vereceklerini bildirdiklerini ve bu konuda mutabakat sağlandığını aktaran Davutoğlu, buna rağmen 7 Eylül için sözlü talimat verildiğini söyledi.
Davutoğlu, kaçma veya delilleri karartma şüphesi bulunmadığını ve soruşturmanın yıllar önce yapılmış aleni bir konuşmaya dayandığını belirterek, “Bu yaklaşım, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun öngördüğü usullerle, hukuki güvenlik ilkesiyle ve devlet ciddiyetiyle bağdaşmamaktadır” ifadelerini kullandı.
Soruşturmaya konu edilen konuşmanın Eylül 2021’de Bingöl’de yaptığı siyasi konuşma olduğunu belirten Davutoğlu, konuşmasındaki her cümlenin arkasında olduğunu söyledi.
Davutoğlu, devletin milletin ortak emaneti, kamu görevinin ise bu emaneti koruma sorumluluğu olduğunu ifade ederek, itirazının ahlaki ve siyasi kaynağının bu anlayış olduğunu dile getirdi.
Kamu kaynaklarının kullanımı, nepotizm, liyakatsizlik ve belirli zümrelere tanınan imtiyazlar konusunda o dönemde yaptığı eleştirileri bugün de savunduğunu belirten Davutoğlu, aradan geçen süreçte yaşanan gelişmelerin sözlerinin güncelliğini koruduğunu ve bu tespitlerin yaşanan olaylarla doğrulandığını savundu.
Davutoğlu, “Bu gerçekleri dile getirmem hakaret değildir. Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı ve bu ülkeye Dışişleri Bakanı ve Başbakan olarak hizmet etmiş bir devlet adamı sıfatıyla tarihî, ahlaki ve siyasi sorumluluğumdur” dedi.
Siyasi hayatı boyunca akraba kayırmacılığına, liyakatsizliğe, kamu kaynaklarının kötüye kullanılmasına ve yolsuzluğa karşı mücadele verdiğini belirten Davutoğlu, bu konuda milletin kendisine şahit olduğunu söyledi.
Davutoğlu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre siyasetçilere ve kamu gücü kullanan kişilere yönelik kabul edilebilir eleştirinin sınırlarının sıradan bireylere göre daha geniş olduğunu savundu.
Siyasetçilerin görevleri ve kamusal konumları nedeniyle sert, sarsıcı, rahatsız edici ve incitici eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiğini belirten Davutoğlu, Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık ve siyasi parti genel başkanlığı yaptığı dönemlerde kendisine yönelik ağır eleştiri ve ifadeler hakkında Cumhuriyet savcılıklarınca yüzlerce takipsizlik kararı verildiğini söyledi.
Davutoğlu, “Hukuk, kişilere ve siyasi konumlara göre değişemez. Bana yöneltilen sözler ifade özgürlüğü sayılırken, benim siyasi eleştirilerimin suç kabul edilmesi hukuk önünde eşitlik ilkesiyle bağdaşmaz” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı’nın aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanı olduğunu ve aktif siyasetin içinde bulunduğunu belirten Davutoğlu, siyasi tartışma ve polemiklerin doğrudan tarafı olan kişilerin siyasi eleştirilere karşı mutlak ve ayrıcalıklı bir ceza hukuku korumasından yararlandırılmasının demokratik toplum düzeniyle bağdaşmayacağını savundu.
Anayasa’nın 90. maddesine de atıfta bulunan Davutoğlu, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların çatışması halinde milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınması gerektiğini söyledi.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinin siyasi ifade özgürlüğünü güvence altına aldığını belirten Davutoğlu, AİHM’in Vedat Şorli/Türkiye ile Artun ve Güvener/Türkiye kararlarında devlet başkanına diğer kişilerden daha ayrıcalıklı bir koruma sağlanmasının demokratik toplum düzeniyle bağdaşmadığının ortaya konulduğunu ifade etti.
Davutoğlu ayrıca AYM’nin Bekir Coşkun, Alişan Şahin ve Ergün Poyraz kararlarında da kamu otoritesi kullanan kişilerin daha geniş eleştiri sınırlarına katlanması gerektiğinin kabul edildiğini belirtti.
Kamu kaynaklarının kullanımı, ekonomik tercihler ve kadro politikaları hakkındaki değerlendirmelerin siyasi tartışmanın merkezinde yer aldığını söyleyen Davutoğlu, değer yargılarının ispatının istenemeyeceğini ve kamu yararına ilişkin sert eleştirilerin tek başına hakaret suçunu oluşturmayacağını savundu.
Davutoğlu, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin E. 2020/16982, K. 2022/16062 ve Yargıtay 18. Ceza Dairesinin E. 2016/10294, K. 2018/6869 sayılı kararlarına da atıfta bulunarak, siyasi tartışmalarda kullanılan ağır, sarsıcı veya incitici sözlerin bağlamları içinde siyasi eleştiri ve düşünceyi açıklama hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Davutoğlu, soruşturma kapsamında verdiği ifadenin yalnızca şahsına yönelik olmadığını belirterek, konuşma hakkı soruşturmalarla daraltılan siyasetçi, gazeteci, akademisyen, öğrenci ve vatandaşların ifade özgürlüğünü de savunduğunu söyledi.
“Korkmadan konuşulabilen, iktidarın hesap verdiği ve yargının talimat değil hukuk dinlediği bir Türkiye idealini savunuyorum” diyen Davutoğlu, sözlerinin arkasında olduğunu belirtti.
Davutoğlu, “Çünkü bu sözler şahsi bir öfkenin değil; milletin hukukunu, devlet ahlakını ve adaleti koruma iradesinin ifadesidir” dedi.
Davutoğlu, ifadesinde şu sözlere yer verdi:
“Hakaret etmedim; hesap sordum.
Aşağılamadım; eleştirdim.
Suç işlemedim; anayasal hakkımı ve siyasi sorumluluğumu kullandım.”
Hakkında verilecek kararın yalnızca kendisiyle ilgili olmayacağını savunan Davutoğlu, kararın çocukların nasıl bir Türkiye’de yaşayacağına da işaret edeceğini söyledi.
Davutoğlu, “Biz çocuklarımıza korkunun sessizliğini değil hür düşüncenin cesaretini, keyfiliğin karanlığını değil hukukun aydınlığını bırakmak zorundayız” ifadelerini kullandı.
Adaletin gücün gölgesinde değil, hukukun ışığında tecelli etmesi gerektiğini belirten Davutoğlu, “Hakikat susturulamaz, düşünce hapsedilemez, milletin vicdanı yargılanamaz” dedi.
Davutoğlu, açıkladığı hukuki, siyasi ve ahlaki gerekçeler doğrultusunda soruşturma dosyasında Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 172. maddesi uyarınca hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesini talep etti.
Bu talebinin kendisi için bir lütuf veya ayrıcalık beklentisi olmadığını belirten Davutoğlu, talebinin Anayasa’nın, evrensel hukuk ilkelerinin ve ceza muhakemesinin gereğinin yerine getirilmesi olduğunu söyledi.
Davutoğlu, sözlerini yargının siyasetin tahakkümünden kurtulabileceğine ve hukukun Türkiye’de hala ayakta olduğuna dair umudun korunması gerektiğini belirterek tamamladı.
Hibya Haber Ajansı© Copyright 2026 bilecikhaberler.com.tr Tüm Hakları Saklıdır. Web sitemiz Hibya Haber Ajansı Abonesidir.