Erdoğan: Müslümanlar olara başkalarına umut bağlamakla hiçbir yere varamayız
İstanbul, 28 Ağustos (Hibya)- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Mevlid-i Nebi Haftası Programı’na katıldı.
İstanbul, 28 Ağustos (Hibya)- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Mevlid-i Nebi Haftası Programı’na katıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından bazı satır başları şöyle:
"Dersaadetin kalplerimizi kuşatan bu manevi ikliminde Mevlid-i Nebi Haftası münasebetiyle sizlerle bir arada olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum.
Ülkemizde ve dünyanın farklı yerlerinde bizleri takip eden, aramızda olmasalar da gözü, gönlü, kulağı burada olan tüm kardeşlerime selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Alemlere rahmet, insanlığa hidayet, müminlere güzel ahlakın en yüksek timsali olan gönderilen ümmeti olmakla şeref duyduğumuz peygamber efendimize salat ve salat olsun. Müslümanlar olarak hafta başında leyle-i mevlidi bir kez daha idrak ettik.
Gerek dua ve ibadetlerimizle o mubarek geceyi anlamına uygun şekilde hissetmeye ve değerlendirmeye çalıştık. Veladet-i Nebi'nin yıldönümünü ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Veladet-i Nebi, yüce Allah'ın sonsuz rahmetinin bu dünyadaki en güzel tecellisidir.
Efendimizin bu aleme doğuşu, insanoğlunun kainattaki yerini, yaradılış gayesini, istikametini yeniden keşfetmesinin başlangıcı olmuştur.
Peygamber aşkı, peygamber sevgisi müminlerin gönlünde nesillerden nesillere aktarılan en kıymetli miras olmuştur. Bu sevda İslâmla müşerref olduğu ilk günden itibaren milletimizin de kalbinde müstesna bir yer tutmuştur. Ecdadımız asırlar boyunca dini mübini İslâmın sancaktarı olmuş, efendimize duyduğu aşkı tertemiz bir imanla korumuştur. Nihad Sami Banarlı şöyle diyor:
Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden İstanbul’a Ankara’ya ve başka büyük şehirlere akın eden halkımız var. Bunlar ailece gelip apartmanlarda kapıcılık, iç hizmetleri ve başka işler yapıyorlar.
Adlarını öğreniyorum. Bilhassa kadın adları dikkatimizi çekiyor: Gül, Gönlü Gül, Yazgülü, Gülşah, Gülşan, Güldalı, Güldâne, Gül’izar, Kırgülü, Gülbeyaz hattâ erkek adı olarak da bâzan: Gülbey.
Bu güllü isimlerin, bu Anadolu’muzu gül bahçelerine çeviren güzel adların, bu derece ısrarla niçin konulduklarını ben biliyorum. Ama yine bilmezlikten gelerek soruyorum:
-Sizin oralarda gül bahçeleri çok olmalı… Köy evlerinin bahçelerinde çok mu çiçek yetiştirirsiniz?
Adı, Güldalı olan kadın cevap veriyor:
– Hayır beğ, bizim oralarda çiçek bahçesi ne gezer? Biz toprağı tarla diye kullanırız.
– Peki, kızlarınıza bu kadar çok ve bu kadar güzel gül adlarını, yoksa gül’e hasret duyduğunuz için mi koyuyorsunuz?
– Hayır beğ, bizim hasret duyduğumuz başkadır. Bizim oralarda inanılır ki gül, Hz. Muhammed’in remzidir.
Evet gül Muhammed teridir diyen Yunus Emre gibi bir büyük şairin bizim milletimizden, bu topraklardan çıkması boşuna değildir. Bizim Resul-u Ekrem'e olan sadakatimiz yalnızca milli seciyemizde değil; dilimiz, edebiyat, kültür ve sanatımızda da tezahür etmiştir. Süleyman Çelebi'nin kalbinden beyitlere dökülen mevlid-i şerif efendimize duyulan hürmetin ortak sesidir. Şairler, ediplerimizin; hatta padişahlarımızın efendimize hitaben yazdığı naat-ı şerifler milletimizin hak yoluna adanmaşlığının en veciz işaretidir. Gönlü peygamber aşkıyla yanan isimlerden biri de rahmetli Mehmet Akif İnan üstadımızdı. İnan efendimize olan bağlılığını şu muhteşem mısralara dile getirmiştir:
Özgürlük menşurum kanatlarımdır
Toprağım devletim bayrağım sensin
Maddemsin mânamsın varım yoğumsun
Ufkumsun yakınım uzağım sensin
Annem babam atam kardeşim yavrum
Evim barkım bahçem ve bağım sensin
Seslerin kalbimin dudaklarında
Zamanım dönemim ve çağım sensin
Ümidim cihadım şafağım sende
Hicretim menzilim durağım sensin
Seninle olmaktır ahdım yeminim
Ordum emirim ve otağım sensin
Resulü ekrem efendimizi bugün bir kez daha kemal-i hürmezle yâd ediyorum. Rabbim bizleri adı güzel, kendi güzel Muhammed'in yolundan ayırmasın diyorum. Gönüller sultanı, ahlakı ve erdemiyle tebarüz etmişti. O her şeyden evvel etrafındakilerin kendisinden emin olduğu Muhammed'ul Emin'di.
Duruşu, tavrı, sözü ve yaşantısıyla mütekemmil ahlâkın en yüksek değerlerin tecessüm etmiş haliydi. Güzel ahlakı tamamlamak için gönderilen efendimiz bir hadis-i şerifinde 'Benim ve benden önceki peygamberlerin durumu bir ev inşa eden kimseye benzer.
O kimse evi güzelce yapıp, mükemmel hale getirmiş; fakat bir köşede sadece bir tuğla yeri boş kalmıştır. İnsanlar bu evi dolaşırlar, ona hayran olurlar ve şöyle derler; 'keşke şu tuğla da yerine konulmuş olsaydı'. İşte ben o yeri boş bırakılan tuğlayım, peygamberlerin sonuncusundayım"
Müslümanlar olarak hem şahsi yaşantımızda, iş ve aile hayatımızda, toplumla ve tabiatla kurduğumuz münasebetlerde işte bu ahlâkı kendimize rehber edinmek zorundayız. Kur'an ve sünnetin kılavuzluğunda ahlak-ı hamidiye ve ahlak-ı haseneyi hayatımızın merkezine koymak durumundayız.
Bu inancı ve kararlılığı her birimizin kuşanması gerekir. Çocuklarımızı ve gençliğimizi efendimizin örnek ahlakıyla tanıştırmamız hayati meseledir. Bu şekilde kalplerimizde filizlenen, ailemizde yeşeren, milletimizde boy veren kıymet hükümlerini bütün insanlığa ulaştırabiliriz. Aktörler ve senaryolar değişse de iyi ile kötünün mücadele ettiği sonunda iyilerin galip geleceği tarihi bir dönemi yaşıyoruz.
Filistin, Lübnan, Sudan, Somali'de yıllardır krizle, savaşla, istikrarsızlıkla boğuşuyor. Masum yavrular göz göre göre hedef alınıyor. Dünyanı tanımadan, ne olup bittiğini anlamadan bebekler, çocuklar göğ ekinler gibi toprağa düşüyor. Kadınlar, yaşlılar, sağlık çalışanları sivil yerleşim yerlerinde bombalarla katlediliyor. Soykırım şebekesinin dünyanın en büyük çocuk mezarlığına çevirdiği Gazze'de uçurtmalar bile tehdit olarak görülüp engelleniyor.
Filistin'de en temel ihtiyaçlardan yoksun şekilde hayatta kalmanın mücadelesini veriyor. Lübnan'da 1,3 milyon kardeşimiz evini, barkını terk etmek zorunda kaldı, 4 binden fazla insan öldürüldü. 12 bini aşkın Lübnan'lı yaralandı. İsrail'in savaş bağımlısı mevcut hükümeti tüm bölgemizi istikrarsızlığa sürüklemek için her türlü tahriki deniyor.
Siyonizm denilen radikal, işgalci, soykırımcı ideoloji bölgesel barışı ve insani değerleri savunan herkesi hedef alıyor. Siyonizmin yayılmacı emellerine dikkat çekerken, hangi inanca mensup olursa olsun tüm halklar adına, insanlık cephesi adına yapıyoruz.
Yakın tarihte Hitler'e, Polpot'a ve diğer gözü dönmüş zalimlere yönelik zalimliğin bedelini siviller ödemek zorunda kaldı. Farklı kökenden, inançlardan milyonlarca insan soykırıma uğradı. O dönemde insanlık olan-biteni seyretmekle kaldı. Bugün aynı hata Gazze, Batı Şeria, Lübnan'da tekrarlanıyor. S
oykırım şebekesinin hukuk, sınır tanımaz politikalarına dünyadan gerekli reaksiyon gösterilmiyor. Küresel yapılan, uluslararası toplum bugün de katliamların önüne geçecek güçlü irade ortaya koyamıyor.
Müslümanlar olara başkalarına umut bağlamakla hiçbir yere varamayız. Güçlü, caydırıcı olmak, hak ve hukukumuzu birlikte savunmak, güvenlik ve barışı birlikte inşa etmek mecburiyetindeyiz. Bunun için ittifakta hayır vardır diyor, hem kendi içimizde hem de İslam dünyasında ittifakları büyütmeye itilafları azaltmaya çalışıyoruz.
Ümmedi Muhammed'in bir duvarın tuğlaları gibi birbirine yeniden kenetlenmesini arzu ediyoruz. Omuz omuza, yüreğe vererek istikbale yürüyelim istiyoruz. İttifak ve ittihadın sağlanması bütün çabamızdır. İnşallah gücümüzün yettiği kadar vahdet için, uhuvvetin tesisi için İslam aleminin birlik ve bütünlük içinde hareket etmesi için elimizle birlikte tüm gövdemizi taşın altına koymaya devam edeceğiz.
Kendi ülkemizde de esasen bu şuurla siyaset yapıyor 86 milyonun kardeşliğini ve kaderdaşlığını daha da güçlendirmenin yollarını arıyoruz. Mevlid-i Nebi haftası boyunca peygamberimizin örnek şahsiyle birlikte ümmetin vaz ettiği ittifak ve ittihad vesilesi olmasını diliyorum."
Hibya Haber Ajansı© Copyright 2026 bilecikhaberler.com.tr Tüm Hakları Saklıdır. Web sitemiz Hibya Haber Ajansı Abonesidir.